Announcement

Announcement Module
Collapse
No announcement yet.

Küçük Basit Şeyler

Page Title Module
Move Remove Collapse
X
Conversation Detail Module
Collapse
  • Filter
  • Time
  • Show
Clear All
new posts

  • Küçük Basit Şeyler

    “Evet hatırladım
    Küçük basit şeyler
    Yetiyor kederlenmeye
    Ya mutluluğa”


    doyumsuzluk, insan fıtratının ayrılmaz parçası, mutluluğun da her daim düşmanıdır. “ayakkabım var” dediğinde, mutlaka “ neden x marka değil?” diyen veya düşünen birileri çıkar karşına. bu kişi içindeki melek-şeytan da olabilir. onlara göre sen hep daha iyilere layıksındır. iyi olan nedir?
    İyi olanı sorduğunda o birileri ya da içindeki, soruna cevap veremez. ama sen bilirsin, “onlara göre iyi” nin nerde olduğunu: çook uzaklardadır. sen ona bir adım yaklaşırsan o senden bir adım uzaklaşır. bu durum kerem'in aslı'nın gömleğindeki düğmelerle olan ilişkisi gibidir: açar, kapanır, açar, kapanır; yaklaşırsın, uzaklaşır, yaklaşırsın, uzaklaşır. sen kerem olursun, “iyi” aslı'nın gömleğinin düğmeleri. “iyi” ; nazlıdır, huysuzdur, kabukludur (içini kolay göstermez), özünde sakladığı mutluluğu beraberinde kaçırıp duran bugs bunny kılıklı, tatlı ama sabır zorlayıcı, fildişi kulesinden dışarı çıkmayan, pencereyi açıp bakmayan, hayali bile hoş bir peri güzelidir. şimdilik tüm iyi şeylerin, çok uzakta olduğu ve nasıl bir şey olabileceği üzerine kafa yorabiliyoruz. ulaşmak nâmümkün. onlara göre tabii...
    iyi olan her şey mutluluk getirir mi ya da mutluluk hep iyi olan şeyler mi gelir? ötekileştirmeye devam ederek, “onlar” üzerinden bu soruya da cevap vermeye çalışalım. kendilerine göre iyi olan her şey mutluluk getirir ve mutluluk hep iyi şeylerle gelir. düşünmekten yoksun, düşünmeye yorgun, p(a)ragmatist, biricik bireylerimiz bu düsturla hayat yolunda “mutlu” adımlar atmaya çalışırken, mutsuzluğa çarpıp hafifçe sendeledikleri an tek suçlu kendileri hariç her şeydir. normal bir insanın haftalık yaşama masrafını karşılayacak bedelde olan para dolu çantasıyla, asfalt kaldırımda topuklu ayakkabılarıyla arz-ı endam ederken, görüş alanına girdiği halde bilinçaltına dahi gönderemediği dilenen çocuğu, tekerlekli sandalyedeki işportacı amcayı, mendil satan kadını, topallayan köpeği bir çırpıda yok sayan; ama Türk filmlerindeki esas oğlanla esas kızın birbirine çarpıp kitapların yere düştüğü anı seyreden bakış anından daha kısa, daha yaralayıcı bir bakışla nazar ettiği vitrindeki o muhteşem (!) abiye kıyafet suçludur. neden? çünkü evdekinden daha güzeldir! “biz” e göre bu küçük, basit olan şey kederlenmeye yetmez; ama “onlar”ın gözünde büyük ve önemli olunca kederlenmeye, elbette, yeter. Demek ki bir şeyin küçük ve basit olması da, hayattaki çoğu şey gibi, izafi bir durum. Allah bakışımızı düzeltsin.
    “ene”mizi okşayaraK “biz”e gelirsek; öncelikle, biz onlar gibi değiliz. şair ruhlu insanlarız, farkındalık seviyemiz tavan yapmış durumda, uçan kuşla konuşuruz, açan güle göz kırparız; yağmuru izlerken, yağmur tanelerini meleklerin indirdiğine inandığımız için onları görmeye çalışırız, melek görmeye çalışarak izlediğimiz yağmura doğru sevinçle koşan bir çocuk gördüğümüzde, çocuğa hakkını verir ve tüm masumiyetimizle; “ben göremiyorum ama, o temiz kalbiyle görüyor sanırım” deriz. ve can alıcı nokta: biz tüm bunlarla mutlu oluruz, mutlu olmak için vitrindeki abiye kıyafetin elimizde taşıdığımız poşette olduğunu bilmemiz gerekmez. küçük, basit şeylerdir bunlar ve biz bunlarla mutlu oluruz. küçük, basit şeyler mi bunlar? Bu soruya cevabı, adamakıllı düşünüp karar veren bir vicdan vermeli...
    ve yine biz, bunları sadece bilir ve yazarız; yaşamayız...
    zarifoğlu'nun kısa ve öz şiirine dönersek eğer; küçük, basit şeyler izafi olmakla birlikte şairin burda anlatmak istediği aşikar. şair abimiz diyor ki: ey gafil okuyucum! on tane elbisenden birinin yırtılmasına, yolda dalgın ve üzgün yürüdüğünü gördüğün arkadaşının sana selam vermemesine, durduk yerde kapına defalarca gül gönderen eşinin doğumgününde çiçeği kapından eksik etmesine ve daha bilumum küçük, basit şeye üzülüyorsun da; sabahleyin arkadaşının günaydın mesajı atmasına, televizyonda aniden karşına sevdiğin bir yazarın çıkmasına, ailecek hala aynı sofrada toplanabildiğine neden sevinmiyorsun, mutlu olmuyorsun? bu durumda “evet hatırladım” deme vakti bize (=biz+onlar) geliyor. eklemekte fayda var: hatırlamanın, bilmenin bir sonraki aşamasına geçmezsen her şey ziyan olur. bir sonraki aşama: bildiğini yaşamak.

    son tahlilde;
    • kendimize küçük, başkalarına büyük gösterilmek için dua edelim.
    • farkındalıklarımızı artıralım.
    • bakar körlüğümüze son verelim.
    • mutluluğu yaşamak için etrafımıza bakınalım.
    • küçük şeyleri büyütelim (güzel şeylerde).
    • mutluluk ülkesinde olduğumuzu anlayalım.
    • şükredelim.
    • bir de bolca gülümseyip, sadaka verelim.
    sloganımız da şu olsun:
    mutluluk çok yakında,
    sinemada değil yanında : )


    not: yazı konusunda yardımcı olan arkadaşıma teşekkürler.

  • #2
    bir ekleme daha zarifoğlundan :
    "ey gönlüm, ben bunların tümünü sana söyledim.
    ama dil yine eksik etti. başkaları kendilerine bilip, seni arif belledi."

    Comment


    • #3
      üstad Üstün Dökmen 'in kitapları geldi aklıma Küçük şey yoktur, küçük gördüğümüz çoğu şeyin hayattaki önemini idrak etmek nasip olur inşallah.
      Birde böcek hikayesi anlatmıştı hocamız üniversitede neyse onu paylaşmayalım burda sanırım herkes biliyordur

      Comment


      • #4
        Merhaba.

        Üstün Dökmen'in, Doğan Cüceloğlu'nun ve son dönemlerde Mümin Sekman'ın kişisel gelişmle ilgili kitaplarının çoğunu okudum. Genç yaşlı demeden herkese rahatlıkla tavsiye edebilirim. Ben çok faydalandım. Bir çok kişinin de faydalanabileceğini düşünüyorum.

        Comment


        • #5
          ben de kişisel gelişime hayır diyorum
          yaşasın bülent akyürek diyorum

          (şaka yapıyorum fikirlere saygı duymak lazım)

          Comment


          • #6
            Bület Akyürek konusunda sana katılıyorum serazat

            Comment

            Working...
            X